Haberler

Bizden Koparılanlar

Rıdvan Karakoç

21.11.2012

CUMARTESİ ANNELERİ/İNSANLARI

Failler Bulunana Kadar Bin Yıl Geçse de Buradayız Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Lisesi önünde 16 yıl önce ilk oturma eylemi, Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak'ın bedenlerinin bulunması sonrası gerçekleşmişti. Kayıplar Haftası'nın ilk Cumartesi eyleminde, Rıdvan Karakoç'un dosyası okundu.

 Haluk KALAFAT [email protected] İstanbul - BİA Haber Merkezi 23 Mayıs 2011, Pazartesi Cumartesi Anneleri / İnsanları 321. kez toplandı. 21 Mayıs günü Rıdvan Karakoç'a ayrılmıştı. Rıdvan Karakoç'un kaybedilişinin 16. yılıydı. Blok adaylarından Sırrı Süreyya Önder'in de katıldığı eylemde kayıpların sorumlularının yargılanması talebi 321. kez yinelendi. 21 Mayıs Cumartesi günü her hafta toplandıkları Galatasaray Lisesi'nin önünde "Savaş politikalarına son verin, kaybedenleri yargılayın" diye haykırdılar. Bu politikalar sonucunda ölen her asker, her gerillanın onları evlatlarının kemiklerine ulaşma umudundan uzaklaştırdığının bilicindeler çünkü. Savaş bitmedikçe bu acının dinmeyeceğini biliyorlar. Cumartesi Anneleri'nin oturma eylemleri Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak'ın bedenlerinin Beykoz ormanlarında bulunması sonrasında başlamıştı. 17 - 31 Mayıs Kayıplar Haftası nedeniyle Rıdvan Karakoç'un dosyası okundu. 1990'lı yılların karanlık günlerinde kaybedildi Rıdvan Karakoç. O günlerde gözaltında kaybedilen yüzlerce insandan biriydi. 34 yaşındaydı kaybedildiğinde. Polis tarafından arandığı için evine gidemiyordu. Onlarla telefonlaşıyordu. Ailenin evi defalarca basılmıştı. "Rıdvan'ı bize teslim edin, yoksa gördüğümüz yerde öldürürüz" diye tehdit ediyorlardı. Rıdvan Karakoç ailesini en son 20 Şubat 1995'te aradı. O tarihten sonra kendisinden haber alınamadı. Rıdvan'ın telefonlarının arkası kesilince, polis evi basmaz oldu. Gayrettepe Siyasi Şube'ye başvurmak için giden kardeşi Abdurahman Karakoç, polis şefleri tarafından dövülerek dışarı atıldı. Nereye başvursalar, Rıdvan'ın gözaltına alındığı reddedildi sürekli. Ocak ailesi Hasan'ı ararken Beykoz Savcılığı'nda Rıdvan'ın fotoğrafını gördü. Olay basına yansıyınca yetkililer Rıdvan'ın kimliğini açıklamak zorunda kaldı. Bedeni 2 Mart 1995 tarihinde Beykoz'da ormanlık alanda bulundu. Ayakkabı bağcığı ve kemeri yoktu. Parmakları mürekkepliydi. Elektrik işkencesinden tırnakları morarmış, Filistin askısından koltukaltları yırtılmıştı. Vücudu sigara yanıklarıyla doluydu. Rıdvan'ın işkence edilmiş bedeni bulundu ama ona işkence yapanlar, işkence emrini verenler, onun gözaltına alındığını inkâr edenler, soruşturmayanlar, onları gözaltında kaybedenler yargılanmadı. 321. buluşmanın konuşmasını Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç yaptı: * 16 yıl önce bugün Rıdvan Karakoç'un işkenceyle katledilmiş bedenlerinin bulundu. Yine bir aradayız, yine meydanlarıyız, yine haykıracağız. Fakat yetkililer yine kör, yine sağır, yine dilsizi oynayacak. Dünyanın birçok ülkesinden, okyanusun diğer yakasından Arjantin'den bile vicdan sahibi insanlar sesimizi duyarken, acımızı hissederken, her ne hikmetse bizim yetkililerimiz kör, bizim yetkililerimiz sağır, bizim yetkililerimiz dilsiz. * Haftaya 17. yıla gireceğiz. İlk günden beri biz kayıplarımızı istiyoruz dedik. Yargısız infaza kurban giden insanlarımızın, kayıplarımızın akıbetinin açıklanmasını istedik. Sorumlular yargılansın, suçlular yargılansın dedik. Fakat bugüne kadar bu suçlardan dolayı kimse yargılanmadı. * Bu bir devlet politikasıdır. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bunu bir korkutma sindirme, geri adım attırma politikası olarak kullanıldı. 5 bine yakın kayıptan bahsediyoruz. Kimisi gözaltına alınıp çok yoğun işkencelerden geçirildikten sonra bedenleri ormanlık alanlara atıldı; Hasan Ocak, Rıdvan Karakoç gibi. Ve binlercesi hâlâ kayıp. Bu ailelerin hiçbirinin çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, bayramlarda ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı dahi yok. * Benim abimin hiçbir suçu yoktu. Bu ülkede askerlik yaptı, vergi verdi. Bu ülkenin her karış toprağında benim dedelerimin de kanı vardı. Bugüne kadar biz bu ülkenin vatandaşıydık. Fakat bize gözaltında işkenceyi ve kaybetmeyi reva gördüler. * Biz bu ailelerin arasında en şanslılardan biriyiz. Çok garip bir şey bu ama biz kendimizi şanslı addediyoruz. Çünkü biçim çiçek koyabilecek bir mezarımız var. * Devlet bu kirli politikadan vazgeçmek zorunda. Kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması lazım. Sorumluların yargılanması lazım. * Türkiye'den bunun emir komuta zinciri içinde yapıldığını söyleyen özel timciler vardı. Ayhan Çarkın, Murat İpek, Murat Demir, Abdülkadir Aygan ifade etti. Biz dediler, devlet emir komuta zincirinde yaptıklarını söylediler. "Şuradan aldık, şurada işkence yaptık, şuraya gömdük" diye anlattılar. Bunu yapanlar devletin gücünü arkalarına alarak yaptı. Bunların sorumlusu Tansu Çiller'dir, Mehmet Ağar'dır, Hayri Kozakçıoğlu'dur, Doğan Güreş'tir, Süleyman Demirel'dir ve daha niceleridir. Bunların hepsinin yargılanması gerekiyor. * Türkiye geçmişiyle yüzleşmeli. * İleri demokrasi diyor başbakan. İleri demokrasiye 5 bin kayıpla girilebilir mi? 5 bin kaybı olan bir ülkede demokrasinin b'sinden bahsedilebilir mi? Utanmadan "İleri demokrasi" diyor. * Yandaş medya bizi seçim malzemesi yapmaya çalışıyor. Bizim yaramızı sarmayacak hiçbir partiye oy vermeyeceğiz. * Failler bulunana, yarfgılanana kadar bu meydanda olacağız. Bin yıl da geçse buradayız. (HK)